.
  Platonik Aşk
 

Tutkulu olarak sevmenin en önemli belirtilerinden birisi bu sevmenin çabucak gelip geçmemesidir. Yeni bir karşı cinsi sevdiğinde eskisini kolayca unutabilme karşılığında kullanılan şıpsevdilik ile sevgi arasında büyük bir fark vardır. Şıpsevdilikte gözlemlenen gelip geçicilik sevgide gözlemlenemez.

Aşkı birçok bilim adamı birçok felsefeci birçok şair açıklamaya çalışmıştır. Bilim adamlarına göre aşk, kimyasal feremon alışverişidir. Schopenhour'a göre ise aşk cinsel sevgidir. Nietzsche'ye göre ise aşk cinsel haz isteğine geçirilmiş bir kılıftır. Peki aşk denen bu karmaşık duygu neden vardır? Aşk her insanın dogal olarak yaşayabilecegi bir şeydir. İnsanlar aşkla herşeyi ögrenir. Aşksız insan olamaz, herkes aşık olmuştur.

Sevginin Fizyolojik Belirtileri

Sevginin bir başka belirtisi ise yarattığı fizyolojik değişmelerdir. Aslında bu fizyolojik değişmeler sevginin varlığı konusunda en temel göstergelerdir. Bunların farkedilmesi sevginin farkedilmesinden, tanılanmasından başka bir anlama gelmez. Nitekim İbni Sina'nın bu fizyolojik hareketleri saptayarak Horasan yöresindeki bir gencin karasevdasını tanıladığı bilinmektedir. Ünlü hekim bu tanılamadan sonra hastanın iyileşmesi için sevdiği kızla evlenmesi gerektiğini öğütlemiştir.

Türleri 

Bu sözcük tüm dillerde ortak olmak üzere bir erkeğin bir kadını, bir kadının bir erkeği tutkuyla sevmesine gönderme yapmaktadır. Ancak yine başka dillerde olduğu gibi, Türkçede de sevgi sözcüğü bilimi, tanrıyı, şiiri vb. tutkuyla sevmeye de gönderme yapabilmektedir. Bu bağlamda bilim aşkı, tanrı aşkı, şiir aşkı denebilmektedir. Sözcüğün bu tür kullanımları onun zaman içinde anlam genişlemesine uğramış olduğu konusunda bir belirti olarak değerlendirilebilir.

Bu sözcük ileride belki de taşımakta zorluk çekeceği ölçüde çok anlamla yüklü olacaktır. Belki de şimdiden böylesine anlam yüklü bir duruma gelmiştir. Kavramın uzlaşılabilir bir tanımının bir türlü yapılamaması, aslında böyle bir duruma ulaşmış olma konusunda en güçlü işarettir.

Ancak insanlık ölçüsünde eski olan bu tür sözcüklerin anlamca genişlemeleri kaçınılmazdır. Sigmund Freud da sevgi sözcüğü için benzer bir sav ileri sürmektedir. O, sevginin cinsellikten şefkate dek uzanan pek çok sözcüğün işini tek başına gördüğünü söylemektedir. Bunlar arasında doğallıkla sevgi sözcüğü de bulunmaktadır. Sevgi sözcüğünün tanımlanmasındaki güçlükler de buradan kaynaklanmaktadır.

Yukarıda değinilen cinslerüstü örnekleri de olabilmekle birlikte sevgi denildiğinde daha çok Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, İnanna ile Tammuz, Romeo ile Juliet gibi kişilerin birbirlerine kavuşma çabaları anlatılmak istenmektedir. Bu yaklaşımın nedeni belki de halk deyişleri arasında "Kavuşamayınca aşk olur" gibi ünlü bir sözün bulunmasıdır. Ne var ki, bu yaklaşım çok hoş görünmekle birlikte doğruya yaklaşmamaktadır. Aslında kavuşamayınca sevgi olmamaktadır, çünkü birbirlerini seven kişilerin geçmişlerinde bakışmayla sınırlı kalsa da en az bir kez kavuşma vardır. Bu da demektir ki, sevginin başlama anı aslında bir çeşit kavuşma anıdır. Bu kavuşmanın şu ya da bu nedenle bir ayrılığa dönüşmesi ise sevgiyi acılı bir duruma getirir ve onun toplumsal bir ilgi konusu olmasını sağlar. Dolayısıyla bir topluluğun bir sevgiyi fark edebilmesi için onun bu acılı aşamaya varması gerekir. Ancak bir noktayı belirtmek gerekir ki, topluluğun bir sevgiyi fark etmesini sağlayan acılı ayrılık sona erip de bakışmanın ötesindeki kavuşma yaşantısı gerçekleşince sevginin sona ermesi gerekmez (Kavuşamayınca aşk olur sözü aşkı değil, aşkın toplulukça fakedilmesini anlatan bir söz olarak değerlendirilebilir).

Bu bağlamda denebilir ki, sevginin işlevi karşıt cinsler arasındaki birlikteliği kurmak ve onu öylece varlık alanında tutup bozulmasını önlemektir. Dolayısıyla yukarıda değinilen bu işlev, birlikteliğin oluşturulması ölçüsünde sürdürülmesini de içerir. Öyleyse sevgi varlığını kavuşamamaya borçlu olan bir tutku değildir; yalnızca kavuşmama durumunda varlığını en çok duyuran bir itici güçtür. Nitekim kavuşamamanın sonuçları dramatik olabilmektedir. Sevdiğine kavuşamamış oldukları için intihar eden kişiler bu dramatik sonuçların nerelere dek uzanabileceği konusunda bir ipucu sunmaktadır. Sevdiğine kavuşamamış olduğu için intihar eden yüzlerce kişinin varlığına işaret eden istatistikler bu konuda yadsınamaz kanıtlar sunmaktadır.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: ferhan( tesas_bursahotmail.com ), 03.03.2009, 14:38 (UTC):
ya walla okumadım ama guzel bişey galiba

Yorumu gönderen: ferhan( tesas_bursahotmail.com ), 03.03.2009, 14:38 (UTC):
ya walla okumadım ama guzel bişey galiba



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:

 
   
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=

HOSCAKALIN